______ OTUZ KUPONA _____

Radyo, televizyon, gazete, dergi
Her birşey meydanda, sergi var sergi
Esnafa, çiftçiye koy peşin vergi

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Taksitle araba, taksit taksit ev
Enflasyon kudurdu, dev oldu dev
istersen küfür et, istersen sev

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Sınavı düşünme! kitabın bizden
Bedava deneme sınavın bizden
Yarıçıplak hatunlar, son avın bizden

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Bardak, tabak, oyuncakı, halı verdiler
Denizin dibinde yalı verdiler
Gül yaprağı gösterip çalı verdiler

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Fatih'e İstanbul, Yavuz'a Mısır
Yüz Kupona kilim, seksen kupon hasır
Kuponla gelecek ülkeye huzur

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

En son hediyeyi kızlar tanıttı
Gümbür gümbür çalan sazlar tanıttı
Utanmaz - arlanmaz yüzler tanıttı

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Kampanya dönemi geldi - geçiyor
Uyuma vatandaş fırsat kaçıyor
Millet çatır - çatır kupon kesiyor

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Her satırdan şiddet - nefret akıyor
Kalemler bölücü tohum ekiyor
Ekranlar salyalı pislik kokuyor

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Makyaj, giyim - kuşam bunların işi
En sağlıklı yaşam bunların işi
"Siz emredin paşam" bunların işi

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

İhtilal yaparsın manşet atarlar
"Nû resim " yaparsın topa tutarlar
Hangisini saysam katar katarlar

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Demokrasi, laiklak, insan hakları
Örtüyle başladı ilk yasakları
İrtica geliyor (!) son tuzakları

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Laiklik şeriat kavgası bitsin
Ülkeme duyulan bu nefret yetsin
Sevmeyen şerefsiz defolsun gitsin

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Görüntü kemalist / aslı komünist
Hesaplar çok ince tam oportünist
Bunlar hem yalaka, hem kapitalist

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Atatürk maskesi işin yapısı
Atatürk'e kuban olsun hepisi
Bizim ulan memleketin tapusu

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Deniz Türkiyeli, Önkuzu Türk'tü
Ay-Yıldız bayrağı en büyük farktı
Evita sevenler Ülkü'den korktu

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Kılıçkıran, Özmen dağda gezmedi,
Karakol basmadı, huzur bozmadı
Beşbin şehit verdik kimse yazmadı

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Her günüm cenaze her günüm şehit
Çektiğim acıya yaradan şahit
Bunların sebebi Şam'da bir it oğlu it

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Kimine Rusya'da bedava tatil
Kimine dinamit, kimine fitil
Çatlıya gelince "Faşist" bir katil

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Düşman gelmiş kapımıza dayanmış
Dört yanımız kampanyaya boyanmış
Kutuplara yaz gelmiş bak onlarda uyanmış

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Çanakkale hiç kampanya görmedi
Dumlupınar kampanyaya girmedi
Kocatepe mega kupon vermedi

 

Uyan Türk Evladı! uyuma uyan
Otuz kupona alınmadı bu vatan

 

Ahmet Yılmaz

O Gece

4 Nisan gecesi, 4 Nisan gecesi saat 10:45.
Seven gönülleri yaktı kor ateş.
Bu giden, bu giden son başbuğ, Alparslan TÜRKEŞ.

Dualar, tekbirler size Başbuğ'um,
Hakkını helâl et, hakkını helâl et bize Başbuğ'um!

 

4 Nisan gecesi, 4 Nisan gecesi zifir karanlık.
İnsan faniymiş; hayat, hayat bir anlık.
Bayındır önünde son yarenlik.

 Dualar, tekbirler size Başbuğ'um,
Hakkını helâl et, hakkını helâl et bize Başbuğ'um!

Dediler ki, dediler ki; Başbuğ Hakk'a yürüdü.
Bozkurtlar çaresiz, çınar kurudu.
Gözyaşı selinde karlar eridi.

      Dualar, tekbirler size Başbuğ'um,
Hakkını helâl et, hakkını helâl et bize Başbuğ'um!

     Hastane önüne doldu bozkurtlar.
Saçını, başını yoldu bozkurtlar.
Hem yetim, hem öksüz kaldı bozkurtlar.

Dualar, tekbirler size Başbuğ'um,
Hakkını helâl et, hakkını helâl et bize Başbuğ'um!

 

Başkan anlatıyor, başkan anlatıyor; Durmak bilmedi.
Seksen yıl çalıştı, asla, asla yılmadı.
Bir çocuk haykırdı; Türkeş ölmedi!

Dualar, tekbirler size Başbuğ'um,
Hakkını helâl et, hakkını helâl et bize Başbuğ'um!*

Gece, gece saat 3'te nöbet başladı.
Bir grup bıraktı, biri başladı.

 

Ahmet Yılmaz

 

Mezar Taşı

Kırk dört yılı en başlarda,
Seksenlerde, C-beşlerde,
Hücrendeki tüm taşlarda,
Arkadaşın ben olaydım...

Nağme nağme, fasıl fasıl,
Ömür geçti usul usul,
Yine esir Kerkük, Musul,
Turan düşün ben olaydım...

Her gündüzde, her gecede, 
Sürgünlerde, işkencede,
Yaşadığın her acıda,
Mağrur başın ben olaydım...

Alperenlik var yapıda,
Nöbete dursam kapıda,
Ankara'da, Beştepe'de,
Mezar taşın ben olaydım...

 

Ahmet Yılmaz

 

Firar Geceleri

Kaçardık pencereden bazı geceler.

Gündüz yavuklumuzun yanına gideceğiz diye,
özene bezene cilaladığımız çizmelerimizi kirletmenin zevkini tadarak
bir başka gezerdik yurttan kaçtığımız firar gecelerinde.
Gözlerimiz ışıl ışıl, delikanlıca...


Kaçardık pencereden bazı geceler.

Bekçiye gözükmeden.
Sessizliği kıskandıracak kadar sessizce,
ama bir o kadar da erkekçe.

Aramızda topladığımız son harçlıklarımızla fırından yeni çıkmış sıcacık ekmek alır,
koşar adım dönerdik yurda, gizlice...


Kaçardık pencereden bazı geceler.

Maksat yeşillik olsun, iş olsun, muhabbet olsun diye.
Gömleksiz gravat takar, altına da şalvar giyer gezerdik.
İsyan karası firar gecelerinde sevda türküleri söyler,
şiirler yazardık sevgiliye, sevgiliye...


Kaçardık pencereden bazı geceler.

Sevdalıydık. Kındaki kılıç,
beldeki hançer, duvardaki mavzer kadar sevdalıydık. Heee...
Kimine göre de deli.
Ama bilmiyorlardı ki; hepimiz birer sevgi militanı,
hepimiz birer gül dalıydık...

Kaçardık, kaçardık pencereden bazı geceler.

Eğer evden paramız yeni gelmişse, bir tek sigarayı.
bir tek sigarayı üç beş arkadaş paylaştığımız nikotinsiz gecelere inat,
sigara tazeler sabahlardık.
Bazen terminalde, bazen garda.

Sabah ezanının hemen sonrasında günün ilk ışıklarıyla birlikte gelirdi meram ekspres.
Gözleri uykudan kanlanmış yolcularla dolardı,
gar kahvesi ve simitçinin önü.
Bizler yerimizde duramaz,
sabırsızlıkla beklerdik trenin hareket düdüğünü.

Az sonra hantal lokomotif homurdanır,
ihtiyar raylar gıcırdarken; bizler,
yüzümüzde o muzip öğrenci gülümsemesi,
el sallardık kimsesiz yolculara; belki, belki hayra gireriz diye...

Ahmet Yılmaz
 

Vasiyetim

Gidenler; eşlerine, evlatlarına ,

arkadaşlarına, dostlarına yazıp bırakırken

ben sana yazmak zorunda kaldığım için beni affet,

beni affet Baba!

Hiç bir zaman senin istediğin gibi bir evlat olamadım.

Biliyorum, hoş kendi istediğim gibi de olamadım ya.

Ne fark edecekse!...

Yağmurlu bir akşam üstü parkamın sırtı delik deşik,

kafam gözüm darmadağın getirip bırakırlarsa evin önüne;

sakın, sakın üzülüp dövünme! Ve hiç düşünme nedeni!

Soranlara, soranlara ömrü sokak çocuklarıyla,

Eylül çocuklarıyla, onun bunun çocuklarıyla ve

en sonunda da ittifak çocuklarıyla kavgayla geçti dersin.

Şimdi, şimdi hep özlediğim bizim çocukların,

ülkü çocuklarının yanında dersin, olur mu?

Sıradan bir mezar, sıradan bir tören istiyorum.

Tıpkı dokuz can, dokuz yiğidim, dokuz gardaşım gibi.

Cenazeme gelen,

cenazeme gelen kotlu,

parkalı, ikibin içen arkadaşlarımı benim yerime koy,

 benmişim gibi sev, anlamaya çalış onları!

Onların,

onların yaşanan bunca şeye rağmen beni sevdiklerine inanıyorum.

Dilerim öyledirler.

Ama tabutuma tutunup en öne geçmeye çalışan,

güneş gözlüklerinin altında timsah gözyaşları döken gravatlı godoşları;

pehhh, boş ver gitsin!

Velhasıl, vasiyetimi ve sıkıntılarımı yine sana,

arabamı teşkilata, kavgamı ve aşklarımı genç kardeşlerime,

 ağacımı, ağacımı yeni ozanlara,

silahımı, sazımı kitaplarımı ve inadımı oğluma,

sevgimi kızıma, sabrımı kadınıma,

türkülerimi, türkülerimi her şeyden çok sevdiğim halkıma bırakıyorum.

Bana, bana hakkınızı helâl edin!
 

Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin!...

 

Ahmet Yılmaz

YAŞIYORUZ BİZ

Yıllar önce böyle idi şimdi de böyle
Alnımız ak başımız dik yaşıyoruz biz
Oğuz Kaan Alparslan Fatih’ten beri
Memleket derdini taşıyoruz biz

Bosna-Hersek Azerbaycan ve Çeçenistan
Unutulmaz Kerkük Musul Doğu Türkistan
Yaşanılır anlatılmaz yavrum bu destan
Dağlar soğuk ölüm soğuk üşüyoruz biz

Düşman geçmiş karşımıza gülüyor
Dağlarımda çoluk-çocuk ölüyor
Namerdin yaptığı kâr mı kalıyor
Düzen bozuk düzen bozuk şaşıyoruz biz

Selçuklu Osmanlı şimdi Türkiye
Dört yanımı düşman sarmış ne diye
Allah Kitap Vatan Millet ve Bayrak diye
En büyük hedefe koşuyoruz biz

Ölmedik...Ölmedik...
Yaşıyoruz biz...

 

Ahmet Yılmaz

Reis

Romantik, serseri düşler kurardın,
Çaresiz dertlere derman arardın,
Yaş otuz demeden soldun, sarardın,
Saçlarına aklar düşmüş be Reis
Yaşananlar rüya, düşmüş be Reis

Ahde vefa denen yalanmış meğer,
Yüzüne gülmeler planmış meğer,
Koynunda beslenen yılanmış meğer,
Saçlarına aklar düşmüş be Reis
Yaşananlar rüya, düşmüş be Reis

Dağ demedin, taş demedin dolaştın,
Herkes çekti gitti, bir sen savaştın,
Saçların siyahken kaç kez seviştin?
Saçlarına aklar düşmüş be Reis
Yaşananlar rüya, düşmüş be Reis

Ahmet Yılmaz

Ağaç

Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim
Dünya’nın en güzel insanlarına
Meyve verebilmek için mi?
Sevda şiirleri yazılan
Kağıt kalem olmak için mi?
Sevgililer gölgemde buluşsun
Gövdeme kalp içinde isimlerinin
İlk harflerini kazısınlar diye mi
Yoksa sevgililerin birbirlerine
‘’’Seni seviyorum, sensiz olmuyor’’ dedikleri anda
Onlara şahit olabilmek için mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Kuşlar, dallarıma yuva yapsınlar
Anne, babalar çocuklarına
Salıncak kursunlar diye mi?
Ya da mahallenin haylaz çocukları
Taşlasınlar, dallarımı kırsınlar diye mi
Bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Bir ressam tuvaline çizsin
Bir fotoğrafçı resmimi çeksin diye mi
Hoyrat bir militana hedef olmak için mi
Yoksa, insanlar mutlu olsun diye
Çatır çatır yanmak için mi bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Ve sonunda başardım
Ağaç oldum
Seni Beklemekten güzelim

Ahmet Yılmaz

Mum Işığında

Hasretim bir türkü oldu dilimde
Oturdum söyledim mum ışığında
O, senli günlerim geldi aklıma
Oturdum, ağladım mum ışığında
Mum ışığında, mum ışığında

Sevdanın, gözlerin geçti karşıma
Dedi ki; sus, ne olur, ne olur ağlama
Onları görünce döndüm çılgına
Çıldırdım, ağladım mum ışığında
Mum ışığında, mum ışığında

Mum değildi sanki, eriyen bendim
Yüreğini hasret bürüyen bendim
Boşlukta hep sana yürüyen bendim
Yürüdüm, ağladım mum ışığında
Mum ışığında, mum ışığında

Ahmet Yılmaz

Ulan Gönül

Dağ başında dolanırsın,
Berrak suda bulanırsın
Zengin iken dilenirsin
Ulan gönül hay ben senin

Hay ben senin, hay ben senin
Kölenmiyem vay ben senin

Canım dedim, küfür ettin
Cicim dedim, kahır ettin
Genç ömrümü zehir ettin
Ulan gönül hay ben senin

Hay ben senin, hay ben senin
Kölenmiyem vay ben senin

Çarmıhlara gerdin beni
Yerden yere vurdun beni
Dar günümde kırdın beni
Ulan gönül hay ben senin

Hay ben senin, hay ben senin
Kölenmiyem vay ben senin

İlmek, ilmek işlenirsin
Her köşede fişlenirsin
Bir gün sen de yaşlanırsın
Ulan gönül hay ben senin

Hay ben senin, hay ben senin
Kölenmiyem vay ben senin

Ahmet Yılmaz

Can Düşmanlarım

Yaşadığım aşklar kalsın benden geriye
Türkülerim söylendikçe sizler kahrolun
Söylediğim sözler olsun benden hediye
Türkülerim söylendikçe sizler kahrolun

Fitne, fesat saldıracak gül çarşımıza
Yaşananlar dikilecek hep karşımıza
Yine sesim karışacak her marşımıza
Türkülerim söylendikçe sizler kahrolun

Tüm ozanlar gelir geçer, türküler kalır
Sevenlerin dillerinde ülküler kalır
Bir Ahmet gitse ne yazar, binlerce gelir
Türkülerim söylendikçe sizler kahrolun

Ahmet Yılmaz

Malum Hikaye Yeniden

Erzurum girişi çevrildi yolun
Namlular, nişanlar seni gösterdi
Vuruldu kelepçe, bağlandı kolun
Pusula, bildiğin yönü gösterdi

Öfkeyle, inatla sıkıldı dişler
Yine başa geldi hesapsız işler
Kahroldu gözümden boşaldı yaşlar
Işıklar karanlık dünü gösterdi

Kestiler hesabı bir akşam üstü
Gardaşlar darıldı, bacılar küstü
Bağlamam perişan, türküler sustu
Tarihler dökülen kanı gösterdi

Ahmet Yılmaz

Sorgu

Bu destan anlatır, haller perişan,
İnanan, güvenen kullar perişan,
Bu yolda harcanan yıllar perişan,
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Son nefer, son nefes, son damla kanda,
Gözüm yok Dünya’da, malda ve canda,
Azrail kapımı çaldığı anda
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Yaksanda gerçekler, yanmıyor işte,
Bu millet yalana kanmıyor işte,
Bozkurtlar yolundan dönmüyor işte,
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Çevrilen bu kadar filim yüzünden,
Başıma ne gelse, dilim yüzünden,
Ülkücü susar mı, zulüm yüzünden,
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Asya'dan bozkurtca gelen kimlerdi?
Demirden dağları delen kimlerdi?
Malazgirt yolunu bulan kimlerdi?
Söyleyin sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Bizim düsturumuz; başta birlikti,
Güneşte, yağmurda, kışta birlikti,
Dilde, fikirde ve işte birlik’ti,
Ne olduk? sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Rehber Kur'an, hedef Turan diyorduk,
Düşmanın ocağı viran diyorduk,
Güçlüyüz, hazırız her an diyorduk,
Ne oldu? sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Her türlü belayı, hayıra yorduk,
Davayı unuttuk, rahata erdik,
Biz beşbin şehidi boşa mı verdik?
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

C-5' te, Mamak'ta olanlar bitti,
Seksenbeş, doksanda gelenler gitti,
Söyleye, söyleye yalanlar bitti,
Söyleyin sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Geçici onbeşe yasa gerekli,
Yarını düşünen tasa gerekli,
Her Firavun'a bir Musa gerekli,
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Anadolu kan revan, Ankara sağır,
Ciğerler patladı, bağır ha bağır,
Bu nece hareket, bu nece tavır,
Söyleyin sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Senede bir Başbuğ'un yanına gittik,
Kasıla kasıla nutuklar attık,
Rahmetli çalışmış, üstüne yattık,
Söyleyin sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

İsa Yusuf, Dudayev büyük kaybımız,
Güneyde Çöregani kaldı kaygımız,
Gördük, Elçibey'e yokmuş saygımız,
Soruyorum sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Çinliye madalya verdik, oturduk,
Doğu Türkistan'ı kırdık, oturduk,
Dostları sürgüne sürdük oturduk,
Nerdeyiz? sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Başörtüsü, okul, susun bakalım,
O güzel sesinizi kesin bakalım,
YÖK, hakkınızı yesin bakalım,
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Kapımıza kara çelenk koydular,
Bizi de yabana, ele saydılar,
Bunca yıllık aşka, nasıl kıydılar?
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Nedir bu hal.. muska mıdır, büyü mü?
Akan şehit kanı çeşme suyu mu?
İmralı beş yıldız tatil köyü mü?
Ne olduk? sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu yüce sevdaya layık mıyız biz?

Kan emici medya, pırlanta taçlı,
İhanet baş tacı, sadakat suçlu,
Hilalin üstüne oturmuş haçlı,
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Yaylalar değişmiş, izzet-i ikram,
Etiler, Tarabya lezzet-i ikram,
Dön bak aynaya, hazreti ikram,
Ne olduk? sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Ozanlar el öpmez, töredir beyler,
Bizi ırgalamaz bu basit şeyler,
Canından geçene, Azrail neyler?
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Haykıran ozanlar, nerdeler şimdi?
El yetmez, göz görmez yerdeler şimdi?
Vallahi billahi dardalar şimdi?
Söyleyin, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Bıçağın sırtında keskin yerdeyiz,
Bizler sıkıntıda, bizler dardayız,
Gitmek mi ? o da ne? biz hep burdayız..
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Bazen başkan, bazen köle oluruz,
Herkes çekip gitse, yine kalırız,
Bu dava yaşasın, bizler ölürüz,
Soruyorum, sarhoş mu, ayık mıyız biz?
Bu kutlu sevdaya layık mıyız biz?

Ahmet Yılmaz

Engellenemez

Gelin haykıralım birlikte, sertçe
Ülkücü hareket engellenemez
Son sözümüz olsun, namerde mertçe
Ülkücü hareket engellenemez

Engellenemez, engellenemez
Ülkücü hareket engellenemez

Nazlı yar eyledik, sevdik çileyi
Eylül’de yakından gördük çileyi
Allah’ın rahmeti saydık çileyi
Ülkücü hareket engellenemez

Engellenemez, engellenemez
Ülkücü hareket engellenemez

Kara der, kelepçe vursanız bile
Alıp kasasları kırsanız bile
Mahpus değil idam verseniz bile
Ülkücü hareket engellenemez

Engellenemez, engellenemez
Ülkücü hareket engellenemez

Ahmet Yılmaz

Yaşıyoruz Biz

Yıllar önce böyle idi, şimdi de böyle
Alnımız ak, başımız dik, yaşıyoruz biz
Oğuz kağan, Alparslan, Fatih’ten beri
Memleket derdini taşıyoruz biz

Bosna-Hersek, Azerbaycan ve Çeçenistan
Unutulmaz Kerkük-Musul, Doğu Türkistan
Yaşanılır, anlatılmaz yavrum bu destan
Dağlar soğuk, ölüm soğuk üşüyoruz biz

Düşman geçmiş karşımıza gülüyor
dağlarımda çoluk-çocuk ölüyor
Namerdin yaptığı kâr mı kalıyor
Düzen bozuk, düzen bozuk.. şaşıyoruz biz

Selçuklu, Osmanlı şimdi Türkiye
Dört yanımı düşman sarmış ne diye
Allah, Kitap, Vatan, Millet ve Bayrak diye
En büyük hedefe koşuyoruz biz

Ahmet Yılmaz

Bebeğim

ALLAH’a adanmış koç olmak için
Dünya’ya gelmeye değer bebeğim
Kahbe çocuğundan öç almak için
Dünya’ya gelmeye değer bebeğim
Kavgaysa girmeye değer bebeğim

Her taraf kış iken, yaz olmak için
Bunca kabuk (pislik) varken, öz olmak için
Aşıklar elinde saz olmak için
Dünya’ya gelmeye değer bebeğim
Kavgaysa girmeye değer bebeğim

Dostlukla uzanan el olmak için
Sevgiyi anlatan dil olmak için
Yalnızca Allah’a kul olmak için
Dünya’ya gelmeye değer bebeğim
Kavgaysa girmeye değer bebeğim

Tuna boylarında dolaşmak için
En büyük sevdaya ulaşmak için
Allah rızasına kavuşmak için
Dünya’ya gelmeye değer bebeğim
Kavgaysa girmeye değer bebeğim

Bebeğim, bebeğim, ben sana köleyim

Ahmet Yılmaz

Başbuğumuz Türkeş’tir

Binlerce şehit verdik
Cennet’ten güller derdik
Bu vatanın uğruna
Nelere göğüs gerdik

(Nakarat)
Türkeş’tir, Türkeş’tir
Liderimiz Türkeş’tir
Ülkücüler kardeştir
Başbuğumuz Türkeş’tir

(Nakarat Tekrar)

Meydanlara biz çıktık
Ateşleri biz yaktık
Zulüm sehpalarına
Üç Hilal’i biz çaktık

(Nakarat Tekrar)

Geldi geçti Eylül’ler
Yine yeşerdi güller
Biz bize kurbanız dost
Bizi ne bilsin eller

(Nakarat Tekrar)

Allah diyen erleriz
Sıradan neferleriz
Başbuğ adı geçende
Gümbür gümbür gürleriz

(Nakarat Tekrar)

Ahmet Yılmaz

Cano

Ekmek ve su kadar vazgeçilmez
Karadeniz kadar vahşi
Sansa Deresi kadar karmaşık
Diyarbakır geceleri gibi
Kapkaraydı gözlerin Cano

Sen yanımdayken
Asi Nehri gibi tersine akardı zaman
Sensizlikte her biri asır olan
Günler, saatler, dakikalar, saniyeler
Zaman kanatlanır uçardı Cano

Ve... Sen ıtır kokardın
Dersim gibi, ülkem dağları gibi
Yıldız yıldız
Saçların dökülünce omuzlarına
Cizre semaları
Seni kıskanırdı Cano

Mermi sesleri duyulmaz olur
Sessizliğin gümbürtüsü kaplardı ortalığı
Ellerin göğsümde gezinirken
Cudi, Gabar misali heybetim biter
Fırat, Dicle olurdum ayaklarının altına
Erirdim Cano
Pusuları, mayınları
İki yaka’yı, Pınarcık’ı
Çiçekli’yi, Yavi’yi, Karabağlar’ı unutur
Malabadi olurdum
Gözlerinin içine baktıkça
Ölürdüm Cano

Gözlerindeki ışıltıyı
Sevdayı
Yanıklığı
Yiğitliği gördükçe
Söverdim
Munzur papatyasını,
Pervari balını şifa diye satanlara Cano

Sövdükçe anlardım
Mansur’un idamını
Rahmani Baba’nın katlini
Atıf’ın isyanını
Ve Ferhat’ın deliliğini
Anladıkça
Dağlara
Dağlara döner haykırırdım
Allah, Kitap, silah çarpsın ki
Seni seviyorum
Seni seviyorum Cano

Hem de
Hiç istemediğim kadar

Ahmet Yılmaz

İnsanlar

Ömrünün sonunda, altmış yaşında
Akşamı zor eder ekmek peşinde
Aç yatsa da haram görmez düşünde
Ülkemde aç gezen insanlarım var

Bir köpek besleme modası çıktı
Yetmedi, maması-sodası çıktı
İtlerin doktoru (berberi)-dadısı çıktı
Ülkemde aç gezen insanlarım var

Yetimin hakkını götüren beyler
Gidip İsviçre’ye yatıran beyler
Canımı burnuma getiren beyler
Ülkemde aç gezen insanlarım var

Yediğiniz yeter, çekilin artık
Birazcık utanın, sıkılın artık
Görmesin gözlerim, yok olun artık
Ülkemde aç gezen insanlarım var

Hali-vakti iyi, rahat olanlar
Cebi lüzumundan fazla dolanlar
Putperest değil ki, Müslüman bunlar
Ülkemde aç gezen insanlarım var

Mal düşmanı değilim, vaziyet budur
Varlık içre yokluk, eziyet budur
Doğruyu bil, söyle.. Meziyet budur
Ülkemde aç gezen insanlar var

Ahmet Yılmaz

Gurbet Elde

Gurbet elde aşka düştüm
Yazılandan kaçılmıyor
Hasretin bir demir lokma
Yenilmiyor, içilmiyor

Sen bir yerde, ben bir yerde
Lanet olsun böyle derde
Karlı dağlar ara yerde
Kuş misali uçulmuyor

Hasretin kâr etti cana
Dolanıram yana yana
Gözlerim boyandı kana
Sen öpmezsen açılmıyor

Aşka tohum ektin gönül
Başım dara soktun gönül
Genç ömrümü yaktın gönül
Yine yardan geçilmiyor

Ahmet Yılmaz

Duvarlar

Duvarlar yüzüme bakar kör gibi
Mahpusluk sinemi yakar kor gibi
Elim-kolum bağlı, kavgam zor gibi
Yine de, yine de gönlümü çalar bu sevda

Duvarlar aşığı yardan ayırır
Güneşten, yağmurdan, kardan ayırır
Belki de an gelir serden ayırır
Yine de, yine de gönlümü çalar bu sevda

Duvarlar yıkılır dökülür her gün
Hayalin karşıma dikilir her gün
Beynime bin kurşun sıkılır her gün
Yine de, yine de gönlümü çalar bu sevda

Duvarlar içinde sehpa kurulur
Kalaslar üstüne urgan vurulur
’’Son arzun, son arzun ne?’’ diye bir gün sorulur
Yine de gönlümü çalar bu sevda
Yine de gönlümü çalar bu sevda

Ahmet Yılmaz

Ne Mutlu Türk’üm Diyene

Engin denizlerin deriniyiz biz
Bir büyük milletin torunuyuz biz
Bu güzel vatanın yarınıyız biz
Ne mutlu Türk’üm diyene
Hiç kimseden yok yok yok korkum diyene

Edirne, Ardahan obamız bizim
Can Mevlana, Yunus babamız bizim
İnsanca yaşamak çabamız bizim
Ne mutlu Türk’üm diyene
Hiç kimseden yok yok yok korkum diyene

Destanlar yazılan çağlar bizimdir
Uğruna ölünen dağlar bizimdir
Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir
Ne mutlu Türk’üm diyene
Hiç kimseden yok yok yok korkum diyene

Ahmet Yılmaz

Annem

Anlatsam derdimi, anlamaz kimse
Ağlasam, gözyaşım silmez hiç kimse
Ak düştü saçıma, okşamaz kimse
Dizine yatmayı özledim anne...

Gurbet yolu uzun, yükü çok ağır
Yavrum diye seslen, yanına çağır
İster öp yanağımdan, istersen bağır
O tatlı sesini özledim anne...

Gün gelir, gurbet el ısıtmaz beni
Sevsem de güzeller avutmaz beni
Kucağını aç, bekle sen beni
Elini öpmeyi özledim anne...

Ahmet Yılmaz

Hadi Öptür Git

Hep karşı çıkacaksan
Canımı sıkacaksan
Lazım olduğun zaman
Bırakıp kaçacaksan

(Nakarat)
Çekilip gidenler gibi
Bizi satanlar gibi
Hadi öptür git sen de

Baş ayrı, ayak ayrı
Kalmadı bunun hayrı
Senden gelecek hayır
Allah’tan gelsin gayrı

(Nakarat tekrar)

Eller bizi kimse bölemez
Karşımızda gülemez
Bunu deneyen kuşlar
Sürünür de ölemez

(Nakarat tekrar)

Vatan bizim, yurt bizim
Çekilecek dert bizim
Ne arı, ne de sinek
Çağlardır Bozkurt bizim

(Nakarat tekrar)

Ahmet Yılmaz

Gecenin Bir Yarısında

Gecenin bir yarısında
Yanmışsın İstanbul'da
Yalancı bir tebessüm
Dolanır dudaklarda

Vardı senin bir sevenin
Ömrüm senindir diyenin

Hani şimdi nerede
Yok yok yok
Onu sen kaybettin
Onu sen kahrettin

Birer birer sönerdi
Sokaktaki lambalar
Biz seninle yaşardık
Kış ortasında bahar

Ne istiyorsun benden
Daha verecek nem var
Sen baharlarımızı terkedip
Zemheriyi seçtin

Sen gittin
Karakışlar yok etti bizi
Tipi boran vurdu
El değmemiş sevdamızı
İhtirasların yedi bitirdi aşkımızı

Bizi sen bitirdin
Bizi sen yitirdin
Bizi sen yok ettin
Bizi sen yaktın
Bunu sen yaptın
Sen yaptın

Bu yanlışı sen yaptın
Cezanı çekeceksin
Bir gün pişman olacaksın
Ve pişman öleceksin
Ahmet Yılmaz

Ve Sen Gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Yaşananları yok sayarak
Cami kapısına piç bırakırcasına
Ardına bile bakmadan gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Dünümüzü silerek
Bugünümüzü kırıp dökerek
Yarınımızı yok ederek gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Sensiz olamayacağımı
Yanımdayken bile seni özlediğimi
Saçının bir teline dahi kıyamadığımı
Bile bile gidiyorsun
Ben şimdi kimin gözlerinde öleceğim
Ben şimdi kimin dizlerine yatıp
Kimin ellerini tutacağım
Kabuslar gördüğüm
Karabasanlarla sarmaş dolaş olduğum
Sehpalı hazan düşlerimde
Kimi uyandırıp
Kimin omuzlarında ağlayacağım
Senden başka kimsenin yanında
Ağlayamayacağımı
Bile bile gidiyorsun
Ve sen gidiyorsun
Kafamı duvarlara vura vura
Hücre hücre parçalasam
İşkencecilerin yapamadığını
Yapsam kendime
Kendimi içten içe yesem bitirsem
Yok etsem bile
Kapının önüne çıkınca gönlüm olsada yıkık
Yine alnım ak yine başım dik olacağımı
Sanki sen hiç gitmemişsin
Sanki
Hiç bir şey olmamış gibi davranacağımı
Bile bile gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Sensizlikten çıldırsam
Ecelim olacağını bilsem de
Sana gitme demeyeceğimi
Sana yalvarmayacağımı
Bile bile gidiyorsun

Velhasılı kelâm sevdiğim
Uğruna ömrümü verdiğim
Uğruna
Gecelerimi çarmıha gerdiğim
Sensiz yapamayacağımı
Sensiz yaşayamayacağımı
Bile bile gidiyorsun

Ve sen gidiyorsun
Git...
Beni hayallerimle
Beni terkedilmişliğimle
Beni sensizlikle başbaşa bırakarak git
Git artık git

Ve sen gittin
Ve ben sensiz yokum
Ben sensiz bitmişim
Ben sensiz bir hiçim artık
Ama giderken
Bir şey unutmadın mı gülüm
Sen
Sen varya sen
Sen artık
Bensiz
Hiç bile değilsin

Ahmet Yılmaz

Yerde Kalmasın

Avukatlar gelip gelip gitsinler
İmralı havası alıp gitsinler
Savunmana delil bulup gitsinler
Asın bu katili nefes almasın
Şehidimin kanı yerde kalmasın

Yetmiş avukata ne gerek vardı
Dangalos Dallama gelse yeterdi
Üçü bir arada olup biterdi
Asın bu katili nefes almasın
Şehidimin kanı yerde kalmasın

Şehidin geride oğlu kızı var
Yanmış yüreklerde dinmez sızı var
Bir bilsen kellende kimin gözü var
Asın bu katili nefes almasın
Şehidimin kanı yerde kalmasın

Şehitlikte açık görüş olmuyor
Feribotla bacı kardeş gelmiyor
Olanları aklım fikrim almıyor
Asın bu katili nefes almasın
Şehidimin kanı yerde kalmasın
Cümle şehitlerin adı sorulsun
Kıssadan hisse hesap görülsün
Fazla uzatmayın kalem kırılsın
Asın bu katili nefes almasın
Şehidimin kanı yerde kalmasın

Ahmet Yılmaz

Askerler

Dostlara sorsanız ermiş veliyiz
Düşmana sorsanız onmaz deliyiz
Adınız ne diye sormayın bize
Alparslan Türkeş’in askerleriyiz

Türkoğluyuz Türküz Türkün dalıyız
Turan ellerinin nazlı gülüyüz
Kökünüz ne diye sormayın bize
Alparslan Türkeş’in askerleriyiz

Ne rütbemiz olur ne de payemiz
Ülküye kavuşmak kutlu gayemiz
İşiniz ne diye sormayın bize
Alparslan Türkeş’in askerleriyiz

Düşmüşüz sevdaya gönül vermişiz
Her türlü belâya göğüs germişiz
Aşkınız ne diye sormayın bize
Alparslan Türkeş’in askerleriyiz

Ahmet Yılmaz

Kına Yak

Gidişimde tıpkı gelişim gibi çok sessiz olacak
Çıt bile çıkarmadan çekip gideceğim lanet olası hayatından
İlk günlerde yokluğumun farkına bile varmayacaksın belki ama
Sana yemin ediyorum,
Sana yemin ediyorum öyle bir an gelecek ki
Yokluğum boğazına düğümlenecek
Bensiz nefes bile alamayacaksın
Çaresizlik içinde kıvranarak
Beni arayacaksın
İşte, işte o an evlat acısı gibi
Yüreğinin tam orta yerine oturacağım
Aklın bende, fikrin bende kalacak
Düşüneceksin
Aklından geçen sorulara cevap bulamayacak
Acaba şimdi nerde, kiminle diyeceksin
Beni düşünmekten,
Beni düşünmekten kafayı yiyeceksin

Sensiz batan her güneş
Ömrümden bir asır götürse de
Sensizliğin acısı beni damla damla bitirse de
Telefonumda kalan son bir mesajını silmeye kıyamadığımı
Yerine kimseyi koyamadığımı
Ve lanet olsun, lanet olsun ulan en acısı
Sana, sana doyamadığımı bilmeyecek
Bilemeyeceksin
Beni düşünmekten kafayı yiyeceksin

Ey benim yürek sızım
Ey benim hayırsızım
A benim kınalı kuzum
A benim imkansızım
Bu şiir sana, bu şarkı sana
Ama sen bunu bilmeyeceksin
Yaşadıkça ve nefes aldıkça
Acaba, acaba bir gün döner mi diye
Bekleyeceksin boşuna
Boşuna, boşuna bekleyeceksin
Ben sensiz öleceğim
Sen, bensiz sürüneceksin

Ve bir gün, çok gereksiz bir anda
Çok gereksiz bir yerde
Ve çok gereksiz birinden duyacaksın
Bu şerefsiz Dünya’dan
Pılımı pırtımı toplayıp çekip gittiğimi

İşte o an,
İşte o an
Belki hiç kimse hiçbir şey bilmeyecek ama
Sadece sadece sen bil yeter
Sebebim sensin, sebebim sensin
Kına yak

Ahmet Yılmaz

Tavaf

Niye yüzünü asarsın
Gözüne kurban olduğum
Sineme ataş basarsın
Közüne kurban olduğum

(Nakarat)
Tavaf etseydin bin kere
Kimse bilmez Kabe’n nere
Ayağın bastığın yere
İzine kurban olduğum

Destur eyle göz deymesin
Yadlar yoldan eylemesin
Sen söyle eller demesin
Sözüne kurban olduğum

(Nakarat tekrar)

Güneş doğar, ay tutulur
Yedi koça toy tutulur
Cemalına soy tutulur
Yüzüne kurban olduğum
(Nakarat tekrar)

Sabret güzel sabret hele
Gönül sökün etti dile
Sefai’m kapında köle
Özüne kurban olduğum

(Nakarat tekrar)

Ahmet Yılmaz

Dost

Derdimin dermanı dostlar yalanmış
Koyverin yakamı dert yesin beni
Ahde vefa yalan, aşklar yalanmış
Koyverin yakamı dert yesin beni

Gurbette ölürsem gömmeyin sakın
Dağlarda, taşlarda it yesin beni
Düşmana gerek yok, dost yesin beni

Hazanda yaprağa döndüm, savruldum
Zemheri ayında yandım, savruldum
El değmez kor idim, söndüm, savruldum
Koy verin yakamı, dert yesin beni

Gurbette ölürsem gömmeyin sakın
Dağlarda, taşlarda it yesin beni
Düşmana gerek yok, dost yesin beni

Aşk’ın ozanları olur mihnetsiz
Kimi de keyifte yaşar zahmetsiz
İhanet düzeni kalsın Ahmet’siz
Koy verin yakamı, dert yesin beni

Gurbette ölürsem gömmeyin sakın
Dağlarda, taşlarda it yesin beni
Düşmana gerek yok, dost yesin beni

Ahmet Yılmaz

Kamyoncu

Uzun yol şoförüyüm hemşerim
Kamyoncuyum senin anlayacağın
Bir yarime hasretim
Bir de şafak uykusuna

Arabamı sorarsan
Markası he, aman da aman
En fazla yaptığı sürat seksen beş
Tuh ulan, tuh ulan
Şimdi sollayıp geçti bir Mercedes
O ne fiyaka, o ne caka
Mübarek, yürümüyor da uçuyor be
Bizse rampa yokuş
Ha babam, de babam
Ne yol kısalır,
Ne mesafe daralır
Sanırsın ki kaplumbağa
Kaplumbağayla yarışta
Ağır, aksak kum saatinde yürümeler
Asılı kalmıştır zaman sarnıcında tüm vakitler
Anandan emdiğin süt burnundan gelir
Kaç tövbede tövbeni bozarsın
Vurdukça hayallerinle kendini yeni yollara
Basarsın gaza, egzoz dumanından ciğerler fora
Hayat teknesinde umurunda mı alabora

Kah uzun yakarsın farları, kah kısarsın
Nazar etme ne olur,
Çalış senin de olur muhabbetine
Yediğin küfürler, ödediğin cezalar cabası
Miras değil, alın teri hatırası

Günlerce yük bekleme faslı
Gidiş ve dönüşün ikiz kardeşliği
Katlanılmazlık bir yana
Çekilmez tahammülsüz eziyet
Sefilliğin daniskası

Şoförsün sen arkadaş, bas gaza
Korksun yollar senden
Lakin, ayrı bir tat, ayrı bir alışkanlık
Sersefilliğin lüksünde

Yorgunluk nasıl yaşanır, sen bilirsin
Bayram, seyran bilmez hep yolda geçer ömrün
Çay, sigara, yemek molası
Ne muhabbet ama değil mi
Çivi gibi çakılıp kalmak oturduğun yere
Çek, çek bir garaja, uyusun uyku seni

Ah ulan, aaaah ulan ahhh
Ne bilsin, ne anlasın halinden ufak araba şoförleri
Uzun yola hüküm giymişsin sen
Çorbaya tuz katabilecek kazanç ta yok amma
Geri dönüşü de olmaz lan bu işin
Mahallenin lakırdısı olmayı kim ister
Hırslandıkça basarsın gaza,
Talihin yaver gider yapmazsın kaza

Şöyle, şöyle bir de kuruldun mu şoför mahalline
Deyme gitsin, diyecek yoktur keyfine
Sigara dumanı hayalinde, bin bir düşünce beyninde
Yine korksun yollar senden
Kargasekmez, deve bağırtan da neymiş
Viraj filan hava civa canım
Yeter ki yağmur, sis, kar, tipi perdelemesin
Perdelemesin uyku yerine gözlerini
Takviyeli bir çay, ardına da salladın mı bir gripini
Ferdi’nin sesine de kaptırdın mı kendini
Vız gelir tırıs gider sıkıntılar
Bi de, bide korna çal lan afillisinden
Sağ şeritten kay ufak ufak sola
Yani ortala yolu, sırt dönüp kurallara
Aldırma, aldırma ardından çıkan cılız seslere
Tadını çıkar biraz işin
Ne de olsa onlardan yüksektesin

Dikize takıl, dikiz aynasından bir bakış savur
Çatlasın ardındaki kutan paralar
Dabakhane’ye yetişecek değiller ya
Hadi geçsinler bakalım güvenip kallavi arabalarına
Tzıııt tzııt
Ne o geçişler öyle, nanik çeker gibi bize
Hayatın naniğini yediğimiz yetmezmiş gibi
İstemem kalsın, olsa dükkan senin
Takasın yokluğuna takılıyız zaten
Tamtakır dönüş yolunda
Kimden alalım hırsımızı sizden başka

Şunun şurasında yol ve yolcu değil miyiz
Kaç gündür yoldayız, ne gün döneriz
Var mı bilen

Yol hikayesidir bu
Yol ve yolcuya dair
Acının sosu
Yani feleğin piyangosu

Dedim ya
Uzun yol şoförüyüm hemşerim
Kamyoncuyum senin anlayacağın
Bir yarime hasretim
Bir de şafak uykusuna


Ahmet Yılmaz

Saçların

Saçların aklımı başımdan aldı
Dermansız dertlere düşürdü beni
Bir teli katlimin fermanı oldu
Düz yolda dağlardan aşırdı beni

Saçların, saçların hele saçların
Yatanda göğsüme gele saçların

Saçların bahtımın karası gibi
Saçların gönlümün yarası gibi
Saçların derdimin çaresi gibi
Aklımı başımdan ala saçların

Saçların, saçların hele saçların
Yatanda göğsüme gele saçların

Laleden, sümbülden, gülden ayrıldım
Sayende lal oldum dilden ayrıldım
Pusula kayboldu, yoldan ayrıldım
Şaşkına çevirdi beni saçların

Saçların, saçların hele saçların
Yatanda göğsüme gele saçların

 
Ahmet Yılmaz

Haydar Haydar

Ben melanet hırkasını kendim geydim eynime
Ar u namus şişesini taşa çaldım elimle
Ah haydar, haydar, taşa çaldım elimle

Gah inerim yeryüzüne seyrederim alemi
Gah çıkarım gökyüzüne, seyreder alem beni
Ah haydar, haydar seyreder alem beni

Nesimi’ye sormuşlar, yarin ile hoşmusan
Hoş olayım, olmayayım o yar benim, kime ne
Ah haydar, haydar o yar benim, kime ne

Ahmet Yılmaz

Ozanlarımıza sahib çıkalım Onlar bizlerin ve Türkiyemizin medeni iftarlarıdırlar kolay kolay yeştimiyorlar

Onlarla ne kadar gurur duysak azdır. Ne Mutlu Türk'üm Diyene... Hasan Öztürk

Copyright © 2CCC - 2010

e - Posta: Hasan Öztürk

Bu site Hasan Öztürk Tarafından hazırlanmaktadır